Yenileniyoruz!
 
AnasayfaAnasayfa  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Kadere İman

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Xio
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 2820
Başarı Puanı Başarı Puanı : 1018802
Rep Puanı Rep Puanı : 5008
Bölümü Bölümü : Forum Yönetimi / Turko Board Kurucusu / Asıl Admin
İş/Hobiler İş/Hobiler : Turko Board | Kurucu
Lakap Lakap : Niomi

MesajKonu: Kadere İman   Ptsi Ocak 25, 2010 9:21 am

· Kader ve Kaza ne demektir?
Sözlükte
ölçmek, tahmin etmek ölçüp takdir ederek tayin etmek; güç yetirmek ve
kudret anlamlarına gelen kader, dinî bir terim olarak, Allah'ın ebede
kadar olacak şeyleri, bunların zaman ve yerini, özellik ve
niteliklerini, nasıl ve ne zamanda olacaklarsa onların tamamını ezelde
bilip bu bilgi doğrultusunda takdir etmesine denir. Bu durumda kader
Allah'ın ilim sıfatını ilgilendirmektedir. O halde kader, Allah'ın ilmi
doğrultusunda, kainatı ve ondaki her şeyi belli bir düzen ve ölçüye
göre idare eden ilâhî bir kanundur. Bu konuda Kur'an’da şöyle
buyurulmaktadır: “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede
yarattık.” (Kamer 54/49); “Allah her dişinin neye gebe olduğunu,
rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O'nun
katında bir ölçüyledir.” (Ra’d,13/8); “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri
yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçü ile indiririz.” (Hicr
15/21); “… O her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre
takdir etmiştir.” (Furkân,25/2). "Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde
uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir
kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre
kolaydır." (Hadîd 57/22).

Kazâ ise,
Cenab-ı Hakk'ın ezelde irade etmiş olduğu ve takdir buyurduğu şeylerin,
zamanı gelince her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun bir
biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Bu takdirde kaza, Allah'ın
tekvin sıfatını ilgilendiren bir konu olmaktadır. Bu tanım, İmam
Mâtüridî ve taraftarlarına göredir. Eş’arîler ise kazayı daha farklı
bir şekilde tarif etmişlerdir: Kaza; hüküm mânâsınadır. Allah'ın eşyayı
sonradan nasıl olacaksa ezelde öylece irade etmesidir. Kader ise,
Allah'ın her şeyi vakti gelince, ezelî ilmine uygun olarak, irade
ettiği şekilde yaratmasıdır.



· Tevekkül nedir?
Sözlükte
dayanmak, güvenmek, vekil tutmak anlamlarına gelen tevekkül, terim
olarak; hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin
hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a
dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak demektir.

Tevekkül,
Müslümanların kadere olan inançlarının tabii bir sonucudur. Tevekkül
eden kişi Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş kişidir. Tevekkül
etmek, tembellik ve miskinlik demek olmadığı gibi, çalışma ve
ilerlemeye mani de değildir. Tevekkül, çalışıp, çabalamak, çalışıp
çabalarken Allah'ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu
Allah'a bırakmaktır. Kur'an'da, “Çalışanların ücreti ne güzeldir. Onlar
ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler.” buyurulmaktadır (Ankebut
29/58-59).



· Ecel nedir? ömür kisalir ya da uzar mi?
Ecel,
kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin
sonu demektir. Dinî bir terim olarak ecel, insan ömrünün sonu anlamına
gelmektedir. Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır.
Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır. Bu ecel Allâh'ın kaza
ve takdiriyle olup, asla değişmez. Belirlenen ecel, vaktinden ne önce
gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir. Bu hususla ilgili olarak
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.

"…Her
milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri
kalabilirler, ne de öne geçebilirler." (Yunus 10/49); "Allah, eceli
geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan
haberdardır." (Münâfikûn 63/11).



· Rizik nedir?
Sözlükte
azık, yenilen, içilen ve faydalanılan şey anlamına gelen rızk, terim
olarak, Yüce Allâh'ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için
verdiği her şey demektir. Buna göre rızk, helal olabileceği gibi, haram
da olabilir.

Rızk konusunda benimsenen temel prensipler şunlardır:

1.
Rızkı yaratan ve veren ancak Allâh'dır. Kur'an'da, "Yeryüzünde hiçbir
canlı yoktur ki, rızkı Allâh'a ait olmasın..." (Hud 11/6)
buyurulmaktadır. Başka bir ayette de Allah'ın, dilediğine bol rızk
verip, dilediğinin rızkını daralttığı ifade edilmektedir (Şûra 42/12).
Kul, Allâh'ın evrende geçerli tabii kanunlarını gözeterek çalışır,
çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihlerde bulunur.
Allâh da onun bu tercihine ve çabasına göre rızkını yaratır. Allâh'ın
yegane rızk veren olması, tembellik yapmayı, çalışmamayı, yanlış bir
tevekkül anlayışına sahip olmayı gerektirmez.

2.
Haram olan şey de, rızk kapsamındadır. Fakat Allâh'ın haram olan rızkı,
kulun kazanmasına rızası yoktur. Kur'an'da, "Artık Allâh'ın size helal
ve temiz olarak verdiği rızklardan yeyin..." (Nahl 16/114) buyurularak,
helal yenilmesi emredilmiş, haram yasaklanmıştır.

3. Herkes kendi rızkını yer; hiç kimse başkasının rızkını yiyemez.



· Sirk ile Küfür arasindaki fark nedir?
Küfür
Hz. Peygamber’in Allâh’tan getirdiği kesinlikle sabit olan dini
esaslardan bir veya bir kaçını inkar etmek demektir. Şirk ise Allâh
Teâlâ’nın varlığını kabul etmekle birlikte, ilahlığında, isim, sıfat ve
fiillerinde eşi ve ortağı olduğuna inanmak, yahut Allah ile birlikte
başka bir varlığı ya da varlıklara ibadet etmektir.

Şirk
ile küfür birbirine yakın iki kavramdır. Aralarındaki fark, küfrün daha
genel, şirkin ise daha özel olmasıdır. Bu anlamda her şirk küfürdür,
fakat her küfür şirk değildir. Şirk Allâh’a, zat, isim ve sıfatlarına
ortak tanıma sonucu meydana gelir. Küfür ise, küfür olduğu bilinen bir
takım inançların kabulü ile gerçekleşir.



· Büyük günah isleyen kimsenin imani acidan durumu nedir?
İslâmî
esaslara eksiksiz olarak inandığı halde, çeşitli sebeplerle, şirk,
küfür ve münafıklık dışındaki büyük günahlardan birini işleyen kimse,
işlediği günahı helal saymıyorsa mümindir. Fakat büyük günah işlediği
için ceza görecektir. Ancak bu kimse için tövbe kapısı açıktır. Yüce
Allâh böyle bir kimseyi ahirette dilerse affeder, dilerse günahı
ölçüsünde cezalandırır. Cezasını çektikten sonra cennete girer.



· Sefaat ne demektir?
Sözlükte
bir başkasını desteklemek üzere ona katılmak, yardımcı olmak ve
aracılık yapmak gibi manalara gelen şefaat, dinî bir terim olarak,
ahirette günahkar müminlerin affedilmesi, günahı olmayanların daha
yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin ya da Allah’ın izin
vereceği özel kişilerin, Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri ve
günahlarının bağışlanmasını istemeleri demektir. Allah’ın izni olmadan
bir kimsenin şefaat etmesi veya Allah’ın razı olmadığı birine şefaatte
bulunması mümkün değildir. “O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi
olamaz” (Yunus 10/3), “Onlar Allah’ın razı olduğu kimselerden başkasına
şefaatçi olmazlar” (Enbiya 21/28). Kafir, müşrik ve münafıklar için
şefaat söz konusu değildir. “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda
vermez.” (Müddessir, 74/48; En’an 6/51) Hz. Peygamber bir hadislerinde
ümmetinin günahkârlarına şefaat edeceğini haber vermiştir (Tirmizî,
Kıyamet 11, İbni Mace, Zühd, 37).

Hz.
Peygamber’in bir de genel ve kapsamlı bir şefaati olacaktır. Mahşerde
bütün insanlar heyecan ve ıstırap içinde bulundukları bir sırada
bunların hesaplarının bir an önce görülmesi için Hz. Peygamber'den
şefaat dileyeceklerdir. Buna “şefaat-i uzma” (büyük şefaat) adı
verilir. Hz. Peygamber'in bu anlamdaki şefaat yetkisi Kur’an’da
“Makam-ı Mahmud” (övülen makam) adıyla anılır.



· Iman artar veya eksilir mi?
İman
inanılması gereken hususlar açısından artmaz ve eksilmez. Bir kimse,
iman esaslarının tümünü kabul edip de, bir ya da birkaçına inanmazsa,
iman etmiş sayılmaz. Bu durumda, iman gerçekleşmediğinden, artması ve
eksilmesi söz konusu değildir. Ancak güçlü ve zayıf olmak açısından
farklılık gösterir; kiminin imanı kuvvetli, kiminin zayıftır.

İmanda
bu çeşit farklılığın bulunduğuna Kur'an-ı Kerim'de işaret edilmiştir:
“Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden (alaylı bir şekilde) 'bu
hanginizin imanını artırdı?' diyenler olur. İman etmiş olanlara
gelince, inen sure onların imanını artırmıştır.” (Tevbe 9/124); “O,
inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve
güven indirendir.” (Fetih 48/4); “Allah'ın ayetleri kendilerine
okunduğu zaman (bu) onların (mü'minlerin) imanlarını artırır.” (Enfal
8/2)



· Kabir ziyareti nasil yapilmalidir? ölülerden yardim istenebilir mi?
Kabir
Ziyareti; erkek ve kadın Müslümanlar için menduptur. Nitekim Hz.
Peygamber, ölüm ve ahretin hatırlanması için kabir ziyaretlerini
tavsiye etmiş, “Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabirleri ziyaret, size
ahireti hatırlatır” buyurmuştur (İbn Mâce, Cenâiz, 47). Kabirlerin
haftada bir gün, özellikle Cuma veya Cumartesi günleri, ayrıca arefe ve
bayram günleri ziyaret edilmesi iyidir. Zira Hz. Peygamber'in
genellikle bu günlerde kabir ziyaretinde bulunduğuna dair rivayetler
bulunmaktadır. Kabirleri ziyaret eden kimse, kıbleye veya ölülerin
yüzüne karşı dönerek “es-Selâmu aleyküm yâ ehle kubûr. Ve innâ
inşâallahu biküm le-lâhikûn” (Ey kabir halkı! Allâh’ın selâmı üzerinize
olsun. İnşaallah biz de size (bir gün) kavuşacağız.) diyerek selamlar.

Kabir
ziyaretinde bulunan, sevabını ölülere bağışlamak üzere Kur’an-ı Kerim
okur, onlar ve kendisi için duada bulunur. Kabir ziyaretinde, mezar
taşlarına el – yüz sürülmez, kabirler çiğnenmez, üzerine oturulmaz ve
yatılmaz. Ayrıca kabirlere karşı namaz kılınmaz ve ölülere adakta
bulunulmaz. Ziyaret esnasında ölülerden medet beklemek, kabirlerin
etrafında dolaşmak, mum yakmak gibi bidat ve hurafelerden uzak
durulmalıdır.

<a href="http://utkuygun.com"><span style="font-size: x-large;">Utkuygun.COM | Hayattan Bir Parça</span></a>
Utkuygun.COM - Güncel hayat,teknoloji ve tasarım blogu
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://utkuygun.com
 
Kadere İman
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Dinimiz İslam :: Temel Bilgiler-
Buraya geçin: